Memnuniyet

%100 Müşteri Memnuniyeti

Güvence

15 Yıllık Tecrübe & Güven

Washington D.C İngilizce Dil Okulları

Washington D.C İngilizce Dil Okulları

Washington D.C İngilizce Dil Okulları

Washington D.C, dünyanın en kalkınmış ve güçlü ülkesi olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti olma sıfatını bir çok yönden hak eden ve ülkenin tarihini her şeyiyle yaşamış bir şehirdir. Adını Amerika’nın ünlü başkanı George Washington’dan alan şehir, hiçbir eyalete bağlı olmayan ve kendi çerisinde de bir eyalet olmayan ve bu yönüyle dünyada emsali olmayan bir şehir konumundadır. Amerika şehirleri arasında bir eyalete bağlı olmayan tek şehirdir. Ayrıca yoktan var edilen bir şehir olma özelliğine de sahiptir. Kongreye, devlet başkanına ve senatoya ev sahipliği yapması amacıyla bir şehir tasarlanmaya karar verilmesi üzerine Başkan George Washington, Virginia ve Maryland eyaletlerinden alınan topraklarla şehrin kurulacağı yeri belirlemiş ve 1790 yılında şehrin yapımına başlanmıştır. Şehir o gün bu gündür büyük bir yapılanma sürecindedir. Beyaz Saray, Birleşik Devletler Federal Hükümeti’nin üç şubesi, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Amerikan Eyaletler Organizasyonu, Inter American Development Bank, dünya ülkelerinin elçilikleri, diğer ulusal ve uluslararası kuruluşular Washington DC sınırları içerisinde yer almaktadır.Washington D.C. haritasına baktığınızda, şehrin ne kadar düzgün bir şekilde planlandığına hayret edebilirsiniz. Geniş meydanlar, birbirine neredeyse tamamen paralel geniş sokak ve caddeler ve şehrin görüntüsünü bozmayacak alçak binalar ilk göze çarpan özelliklerdir. Diğer bir cazibe merkezi olan New York’un aksine D.C.’de hiç gökdelen yoktur. Adeta örnek bir şehir planlaması nasıl olmalı sorusunun cevabı olan Washington D.C, müzeleriyle, parklarıyla, düzenli şehirleşmesiyle, Beyaz Saray’ıyla ve anıtlarıyla, Amerika’da görülmesi gereken en önemli şehirlerden biri arasında yer almaktadır.

Yalnızca şehir düzeniyle ve başkent olmasıyla değil, kültür sanat etkinlikleriyle de ön plana çıkan Washington DC, Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan başlıca sanat merkezlerinden biridir. 1950 yılında kurulmuş Arena Stage, ülkenin ilk kar amacı gütmeyen kuruluşlarından biridir. Fichandler Stage, Kreeger Tiyatrosu ve şu anda kullanılmayan Old Vat Room olarak üç tiyatrodan oluşur.
Washington kentine özgü bir müzik türü olan ‘go-go’ oldukça popülerdir. Chuck Brown bu müziğin en iyi icracılarındandır.

Washington’n genellikle en sevilen yanı kalabalık bir şehir yaşantısının yanında her tarafın yeşillik içinde olmasıdır. Şehrin göbeğindeki parklarda ve sokaklarda yürürken birbirinden sevimli sincaplarla karşılaşabilirsiniz. Sadece sokakta yürüyerek bile keşfedebileceğiniz sayısız yer olan bu şehirde, ilk görülmesi gereken yerin Beyaz Saray olduğunu düşünüyoruz.  Beyaz Saray, Amerika Cumhurbaşkanlarının konakladığı saraydır. Saray denilince bizim ilk aklımıza gelen Topkapı Sarayı gibi saraylardan ziyade daha sade çizgilerle tasarlanmış ve Washington şehir tarzına uyan bir yapıdır. İçinin gezilmesi için yaklaşık altı ay öncesinden konsolosluktan izin almanız gerekiyor fakat Beyaz Saray’ın bulunduğu yere gidip fotoğraf çektirebilir ve Beyaz Saray hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Beyaz Saray’dan sonra yine şehre gelenler tarafından çokça merak edilen ve Amerika denildiği zaman Özgürlük Heykeli’nden sonra en çok simge haline gelmiş yapı olan Capitol, yine görülmesi gereken yerlerin en önemlilerinden birisidir. Capitol, Amerika Kongre Binası’dır ve etkileyici bir mimarisi olduğu için şehre gelen her turisti kendine hayran bırakmaktadır. Capitol’un batısında bulunan merdivenler ise cumhurbaşkanlarının yemin törenin yapıldığı alandır. Capitol’e giriş ücretsizdir fakat gezmek için günün en ideal zamanının sabah saatleri olduğunu söylemekte de fayda bulunmaktadır aksi takdirde kapıda çok sıra oluştuğu için epey beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Washington’ın bir başka simgeleşmiş yapısı ise Washington Monument’tir. 169 metre ile dünyanın en yüksek dikilitaş ünvanına sahip olan bu anıt, Amerika’nın ilk cumhurbaşkanı George Washington anısına yapılmıştır. Kurşun kalemi anımsattığı için yerliler arasında ‘the pencil’ olarak nitelendirilen bu anıt, Amerika tarihinin en önemli simgelerinden biri sayılmaktadır. Şehrin panoramik manzarasını görmek için en iyi nokta olması sebebiyle de epey rağbet görmektedir.

Washington Monument’ın tam arkasında bulunan yaklaşık 700 metre uzunluğundaki Reflecting Pool ise yine ziyaret edilmesi gereken bir başka yapıdır. Washington Monument’ın diğer ucunda ise Lincoln anıtı bulunmaktadır. Amerika’nın 16. Cumhurbaşkanı olan Abraham Lincoln, köleliği bitirip, iç savaş döneminde ülkenin birliğini sağlamış ve daha sonra suikaste uğrayarak öldürülmüştür. Lincoln’ün anısına dikilen bu anıt, yine turistler tarafından ilgi çeken bir başka yerdir.

Smithsonian Enstitüsü ise, Amerika hükümeti tarafından yönetilen dünyanın en önemli müze ve araştırma merkezi kabul edilebilecek bir enstitüdür. Kapsamında DC’nin bir çok yerine yayılmış 15’den fazla her gün açık, her daim ücretsiz olan müze ve sergiler bulunmaktadır.  Bu alanın merkez noktası Smithsonian Enstitü binasıdır ve bu bina kale olarak da geçmektedir. Burası için hem enstitü hem yönetim merkezi hem de turist bilgi noktası desek en doğru tanımlamayı yapmış oluruz.

Alışılagelmiş müzelerde dolaşmayı sıkıcı bulanların bile gezmekten en çok keyif aldığı ve eğlendiği müze olan Natural History Muesum ise yine şehrin turist çeken bir başka yapısıdır. Son derece interaktif bir yapı ile doğa ile ilgili çok fazla koleksiyona sahip olan bu müzede, özellikle 3D kısa filmlere girmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Ayrıca içerisinde rengarenk kelebeklerin dolaştığı bir odaya girebiliyorsunuz. Çok göz kamaştırıcı gözükse de odadan çıkışınızda üzerinizde bir yerlere yapışık kalmış kelebek var mı diye kontrol ediliyorsunuz. Yine de en başarılı doğa müzelerinden birisi hala Natural History Museum’dur.

Bir başka çok ilgi gören müze ise Hava ve Uzay Müzesi’dir. Dünyanın en çok uzay ve hava taşıt koleksiyonunu bulunduran bu müzede dünyamız ve uzay hakkında çok değişik şeyler görebilirsiniz. İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan uçaklar ve savaşan pilotlara ait eşyalar, Apollo 11 uzay roketinin bazı kalıntılarına rastlamak da mümkündür. Ayrıca burada da uzaylı, uçaklı filmler gösterilen bir IMAX 3D sinema bulunmaktadır.

Müzelerden sonra ise eğer soluklanmak, bir fincan kahve eşliğinde şehrin dinamizmine kendinizi kaptırmak isterseniz size ilk önerimiz, Georgetown olacaktır. Burası biraz Nişantaşı biraz Bağdat Caddesi’nin bulunduğu, bol kafe, restoran ve alışverişli bir bölgedir. Özellikle Wisconsin Avenue ve M street en hareketli sokaklarıdır. Wisconsin Avenue’dan aşağı doğru yürüdüğünüzde ‘Washington Harbor Waterfront’ (liman) bulunduğu K Street’e geliyorsunuz. Burada Potomac Nehri önünde bulunan restoranlar ve barlar bulmak mümkün. Özellikle hava güzelken şehrin en popüler noktaları buralar olmaktadır.

Dünyanın diğer ucu olan Amerika’da kendinizden bir şeyler bulmak isterseniz size, geçtiğimiz yıllarda açılan Atatürk Heykeli’ni görmenizi öneriyoruz. Washington DC Türkiye Büyükelçiliği ve Amerikan Atatürk Topluluğu (AAT) tarafından 10 Kasım 2013’te açılışı yapılan, Amerika’daki ilk ve tek Atatürk heykelini ziyaret etmek isterseniz heykel, Sheridan Circle Park’da yer almaktadır.

Washington DC’de, Afrika, Brezilya, Amerika, Avrupa, Etopya, Morokko, Orta Doğu, Tayvan, Hindistan gibi sayısız dünya mutfağından beslenen, her damak tadına uygun sınırsız lezzetlerin sunulduğu bir kent mutfağıyla karşılaşırsınız. İnsanı restoranlarıyla büyüleyen kentlerden biridir. Kent ulusal yemek zincirleri, uluslararası mutfakları ve gece yemekleriyle ünlüdür.

Top