Memnuniyet

%100 Müşteri Memnuniyeti

Güvence

15 Yıllık Tecrübe & Güven

Londra Dil Okulları

Londra’daki İngilizce Dil Okulları

Londra Dil Okulları

LONDRA HAKKINDA

Londra, İngiltere’nin ve Birleşik Krallık’ın başkentidir. Dünyanın en önemli iş ve finans merkezlerinin bulunduğu, İngiltere’nin ticari, politik ve kültürel merkezi, hükümetin, büyükelçiliklerin ve medya şirketlerinin merkezi olan Londra multi-etnik 8 milyon nüfusuyla AB’nin en kalabalık ve en fazla beyaz olmayan nüfusun yaşadığı kentidir. 300’den fazla farklı dil konuşulmaktadır. 0 derece meridyeninin geçtiği Greenwich Londra’dadır. Londra, uluslararası turizmin de kesişme noktasıdır. Dünyanın en kalabalık hava trafiği Londra hava trafiğidir. 5 uluslararası havaalanı bulunmaktadır. Bunların en büyüğü Heathrow’dur. Heathrow dünyanın en fazla uluslararası yolcu taşıyan havaalanıdır. Yaygın olan din Hristiyanlık olmasına karşın, bütün büyük dünya dinlerinin örneklerine rastlamak mümkündür ve tüm dinler büyük bir hoşgörü ile karşılanmaktadır.

 

7 milyonluk nüfusu ile dünyanın en kalabalık başkentlerinden biri olan Londra, geçmiş ile şu anda popüler olanın hayat bulduğu, birleştiği ve ortaya sunulduğu bir kenttir. Şehir 2000 yıl öncesine dayanan köklü bir tarihe sahiptir. Tarih armonisi, çığır açan mimarisi ve kültürü ile Londra, şaşırtıcı ve devamlı dönüşüme uğrayan bir kent görünümündedir. Mamur bir ticaret kenti olarak dünyanın en büyük imparatorluğu olmuştur. Londra fantastik bir nüfus yapısına ve sayısız yaşam şekline de ev sahipliği yapmaktadır.

 

Sayısız müze, galeri ve eğlence alternatifleriyle Londra’nın sunduğu imkanları yaşamak için yılın her günü Londra ziyaret edilebilmektedir. Londralılar dünyanın ilk taşıma sistemine sahip olmakla her zaman gurur duyarlar. Londra’ya gittiğinizde metroyu en azından bir kere kullanmanız gerekecektir. Kentin merkezine ulaşmak için ise tren ya da metroyu kullanabilirsiniz. Merkeze vardıktan sonra ise şehri yürüyerek dolaşmanızı tavsiye ederiz. Londra’nın %30’u park ve yeşil alanlardan oluşur. Londra’da kayıtlı olan 143 adet park ve bahçe bulunmaktadır. Londra’nın bir ülke değil yalnızca bir şehir olduğunu fark ederek, aklımızda oranlama yaptığımızda, yalnızca bir şehir için bu rakamın çok büyük ve önemli bir rakam olduğunu söyleyebiliriz. Zira Londra büyüklüğündeki hiçbir şehirde böyle bir durum söz konusu değildir. Kentin kabuğunun altına inip zengin tarihini keşfetmek isterseniz de bunun için şehir turları en ideal seçenek olacaktır. Şehri üstü açık bir otobüsle, bir faytonla, yürüyerek, Thames Nehri’nde bir motor gezintisiyle ya da daha başka bir şekilde gezmeniz mümkün. Şehir turu için çokça alternatif bulunmaktadır.

 

Kırmızı telefon kulübesini ve kırmızı çift katlı otobüsünü simgeleştirerek dünyaca meşhur hale getirmiş olan ülkenin başkenti Londra, Avrupa’nın en popüler iki şehrinden biridir. Avrupa’nın en çok turist alan şehirleri sıralamasında Paris ile birlikte her zaman ilk iki içinde yer alan Londra’da, ilk ziyaret edilmesi gereken yer, Buckingham Sarayı’dır. İngiliz kraliyet ailesinin sahip olduğu saraylardan biri olan Buckingham, Londra’da en çok ziyaret edilen noktalardandır. Yapı, orijinal olarak Buckingham Dükü John Sheffield tarafından 1705 yılında kır evi olarak inşa edilmiştir. Kral III. George, bu evi 1761 yılında karısı için satış almış ve William Chambers tarafından değiştirmiştir. 1826’da Kral IV George, ünlü mimar John Nash’den evi genişletmesini istemiştir ve yapı bugün gördüğümüz Buckingham Sarayı haline dönüştürülmüştür. Buckingham Sarayı’nın bir kısmı hala kraliyet ailesi tarafından kullanılmaktadır. Kraliçenin sarayda olduğu günlerde özel bir bayrak göndere çekilmektedir. Saray, sadece kraliyet ailesi üyelerine değil ayrıca birçok çalışana da ev sahipliği yapmaktadır. Yaklaşık 600 odası bulunan sarayda bir balo salonu, resim galerisi ve yüzme havuzu bulunmaktadır. Buckingham Sarayı’ndaki askerlerin nöbet değişimi gününe denk gelirseniz çok şanslısınızdır. Yazın hemen her gün düzenlenen bu tören, ayrıca bazı özel günlerde daha ihtişamlı olarak düzenlenmektedir. Ücretsiz olarak izleyebileceğiniz bu görkemli nöbet değişimi, Haziran ve Temmuz aylarında, 11:00-12:00 saatleri arasında her gün, diğer aylarda ise, hava koşullarını da göz önünde bulundurarak iki veya üç gün arayla düzenlenmektedir. Buckingham Sarayı’na en yakın metro durakları Green Park ve Victoria’dır. Ayrıca yine buraya geldiğinizde, Queens Galeri’yi, Royal Mews’i ve State Rooms’larını da ziyaret edebilirsiniz.

 

Londra’nın bir diğer simgeleşmiş yapısı ise Tower Bridge’tir.  Londra’ya giden her turist ya da her öğrenci mutlaka buraya gider ve arkasına bu tarihi köprüyü alıp bir fotoğraf çektirir. Bu ben Londra’ya geldim demenin sembolleşmiş bir şeklidir. Yapımı 8 yıl süren Thames ırmağının üstünde bulunan köprü, 1894 yılında kentin kullanımına açılmıştır. Buraya gitmek için tube’e binip Tower Bridge istasyonunda inebilirsiniz. Buradan da kalabalığı takip ederek bu köprüye ulaşırsınız. Bu köprüye giderken hemen yolun üstünde mutlaka göreceksinizdir ki bir fast food fish&chips dükkanı vardır. Londra’ya gelmişken eğer fish&chips yemeden geri dönmek olmaz diyorsanız, bu dükkana uğramanızı kesinlikle tavsiye ederiz.

 

İngiltere halkı arasında yapılan araştırmaya göre İngilizler, bir diğer simge haline gelmiş yapı olan Big Ben saat kulesini, İngiltere’nin en önemli simgesi olarak görmektedirler. Thames ırmağının hemen kenarında bulunan Big Ben, Westmnister Sarayı’nın da hemen yanında bulunmaktadır. Bu görkemli yapıyı görmeyen birinin, ben Londra’yı gezdim ve bu kentin kültürünü yaşadım demesi pek de doğru sayılmaz. Zira İngiliz halkı için en önemli yapı listesinde ilk sırada olan bu saat kulesi, Londra hayatını yaşamış olmanın en önemli parçasıdır.

 

Bir diğer turistik ve önemli yer olan Piccadilly Circus ise Londra’nın merkezinde yer alan, bir tarafında Regent Street’e bağlanan diğer tarafında Leicester Square ve Soho’nun ortasında kalan Eros Çeşmesi’nin ve dev reklam tabelalarının bulunduğu, sürekli turist kafilelerinin olduğu Londra’nın işlek merkezlerinden birisidir. Yine buradan yürüyerek Leicester Square’a ulaşabilirsiniz. Dünyanın en ünlü filmlerinin gala gecelerinin yapıldığı ve büyük sinemaların bulunduğu, geceleri ise çok hareketli ve dinamik olan merkezi konumdaki bir yerdir.

 

The Palace of Westminster yani Westminster Sarayı ise Thames nehrinin kıyısındadır ve Parlemento binasının olduğu yerdir. 1834’te bir yangında hemen hemen tümüyle yok olan sarayın bugünkü yapısı 1852’de tamamlanmıştır. Saray, Gothic tarzda inşa edilmiştir ve hala tarihi önemini ve göz alıcı mimarisini korumaktadır. Parlemento binası ve Big Ben Kulesi en güzel, Westminster Köprüsünden ve Thames Nehri’nin her iki kıyısındaki yürüyüş yolundan görülebilmektedir.

 

Yine bir diğer tarihi yapı ise Westminster Abbey Kilisesi’dir. İngilterenin en ünlü kilisesi olan bu yapı, saat kulesinin yakınında yer almaktadır.  Westminster Abbey, Westminster Sarayı’nın karşısında bulunan manastırdır. Hem tarihi hem dini önemi bulunan Westminster Abbey’de taç giydirme törenleri yapılmaktadır. 1066 yılından beri Edward V ve Edward VIII dışındaki tüm taç giydirme törenleri burada gerçekleştirilmiştir. Yapı birçok politikacı, hükümdar ve sanatçının mezarına da ev sahipliği de yapmaktadır. İçerisinde birçok mezar, heykel ve anıt bulunmaktadır. Yer olmadığı için birçok mezar dik konumda yerleştirilmiştir. Westminster Abbey içerisinde yaklaşık 3300 kişinin mezarı vardır. Mezarı burada bulunan kişiler arasında Charles Darwin, Sir Isaac Newton, David Livingstone, Charles Dickens, Rudyard Kipling, Geoffrey Chaucer, Thomas Hardy, Lord Kelvin gibi isimler bulunmaktadır. Her yıl yaklaşık bir milyon kişi tarafından ziyaret edilen Westminster Abbey, İngiliz tarihinin 700 yıllık bir parçasıdır. Ziyaret dışında binlerce kişi ibadet etme amaçlı da Westminster Abbey’e gelmektedir.

Londra’nın simgesi haline gelmiş bir başka önemli yer ise London Eye’dır. London Eye dev bir dönme dolaba benzeyen bir gözlem tekerleğidir. Thames nehrinin kenarında Country Hall’ın dışında Westminster Sarayı’nın karşı tarafında bulunmaktadır. Tekerlek sabittir ama tam bir dönüş yapması yaklaşık 20 dakika sürmektedir ve 135 metrede dönüşünün en yüksek noktasına ulaşır. Dönüş boyunca manzara olağanüstüdür ve sürekli değişir.

 

Londra’da bolca yeşil alan park ve bahçe var demişken, bu yeşil alanlardan en önemli ve büyüğünü görmeden geri dönmek olmaz diyorsanız, ilk durağınız Hyde Park olmalıdır.
Hyde Park, 350 dönümlük alana kurulu, Londra’nın ortasında bulunan enfes bir parktır. Bir ucundan diğer ucunun gözükmediği, içinde sincapların ve başka bir çok sevimli canlının dolaştığı, piknik yapanların, güneşlenenlerin, atlayanların, zıplayanların bulunduğu, içerisinde herkesin neşeyle dolaştığı devasa büyüklükte bir yeşil alandır. New York’taki Central Park ile yarışır bir şöhrete sahiptir. Yaz aylarında dünyanın en meşhur şarkıcıları burada konserler verirler. Parkın güney tarafında Kraliçe Victoria’nın ölmüş kocası Prens Albert’e yaptırdığı anıt bulunmaktadır. Anıtın karşı tarafında, çoğunlukla yazın klasik müzik konserleri için bir buluşma yeri olan Royal Albert Hall bulunmaktadır. Parkın batısında, Prenses Diana’nın Prens Charles’tan boşandıktan sonra yaşadığı Kensington Sarayı bulunmaktadır. Diana’nın anısına yapılmış şelale de yine burada bulunmaktadır. Parkın kuzey doğusunda Marble Arch girişinde Marble Arch ve Speakers Corner bulunmaktadır. Marble Arch başlangıçta Buckingham Sarayına görkemli bir kapı olarak yapılmıştır ama daha sonra şimdi bulunduğu yere taşınmıştır. Speakers köşesi düşünce özgürlüğü ve açık tartışma için bir buluşma yeridir. Parkın güney doğusunda Hyde Park girişinde, çatıda manzara seyretme yerine açılan küçük bir sergi yerinin bulunduğu Wellington Arch bulunmaktadır. Tüm bunların yanı sıra Londra’da Hyde Park dışında St James Park ve Regent’s Park adında parklarda bulunmaktadır. Buralar da şehir merkezinde diyebileceğimiz yerlerdedir. Vaktiniz olursa mutlaka uğrayın. Biraz soluklanmak ve arınmak için güzel birer tercih olacaklardır.

 

Bu yeşil parklarda dinlendikten sonra ise tarihe tanıklık edebileceğiniz bir gezinti yapmak isterseniz de size ilk önerimiz British Museum olacaktır. Dünyanın bütün medeniyetlerine ait tarihi eserlerin, kalıntıların ve yapıtların yer aldığı Londra’nın en önemli müzesidir. Mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. Giriş ücretsizdir.

 

Londra’ya gelmişken alışveriş yapmadan dönmek olmaz diyorsanız da Londra’nın en meşhur ve popüler caddesi olan Oxford Street’i size öneriyoruz. Londra’nın ve hatta dünyanın en önemli alışveriş caddelerinden birisi olan Oxford Street, bünyanın tüm önemli ve tanınan markalarının yer aldığı 2 km uzunluğunda bir caddedir. Oxford Street, Tottenham Court Road ile başlar ve Hyde Park’ta sona erer. Mağazadan mağazaya koşuşturduktan sonra, Hyde Park’ta oturup dinlenmek, keyifli bir seçim olacaktır.

 

Eğer spora ve özellikle futbola meraklıysanız, Londra’da tüm dünya tarafından takip edilen maçlara seyirci olarak gidebilirsiniz. Londra’nın en önemli futbol kulüplerinden bazıları Chelsea, Arsenal, Totenham ve Fulham’dır.Bu saydığımız isimlerin hepsi Londra’daki ilçe isimleridir. Chelsea ve Fulham güneyde, Arsenal ve Tottenham ise kuzey Londra’dadır. Bu takımların maçlarına gitmek istiyorsanız maç biletlerini gitmeden önce buradan internetten de alabilirsiniz. Geçmişte edinmiş tecrübelere göre, maça bir kaç gün kala bilet almak sağlıklı bir seçim olmamaktadır zira bu takımların maç biletleri çok erken tükenmektedir. Dünyaca meşhur tenis turnuvası olan Wimledon Tenis Turnuvası da Londra’nın güneyinde ki aynı ismi taşıyan Wimbledon ilçesinde yapılmaktadır.

 

Ayrıca, The Beatles’in efsanevi yükselişine ve insülinin bulunuşuna şahitlik etmiş Londra’nın geçmişine bir yolculuk yapabilir veya daha öteye giderek bir arkeolojik kazıya da şahitlik edebilirsiniz. Şehirdeki Büyük Tiyatro, Londra Orkestrası, Londra Bölgesel Sanat ve Tarih Müzeleri, Ulusal Galeri, Ulusal Resim Galerisi, Doğal Tarih Müzesi, Bilim Müzesi, görsel ve sahne sanatlarını yansıtan birçok olay, sanata ve tarihe olan ilginizi yeterince tatmin edecektir ve Londra seyahatinizi tamamlayacak bir çok farklı aktivite bulmanıza yardım edecektir.

Top